SUUD KRALI’NIN ÖLÜMÜ

Cenazelerde yapılan yanlışlar konusuna devam edeceğim. Fakat güncelliğini yitirmeden Suud Kralı’nın ölümünü değerlendirmek ve bu vesileyle bazı hususlara dikkatleri çekmek istiyorum.
Takip edebildiğim kadarıyla Suud Kralı’nın ölümü ülkemizde ve dünyada önemli bir hadise olarak görülmedi. Bu ölüm nedeniyle üzüntü beyan eden herhangi bir insana da raslamadım. Hatta Kudüs‘te kılınan gıyabi cenaze namazı öncesinde kralı öven imamın, cemaat tarafından darp edildiğini okuduk. Anlaşılan merhum kral doksan bir yıllık hayatı boyunca müslümanların gönlünde yer edinemeden terk-i dünya eyledi.
Allah (cc) hepimize fani olan şu gök kubbede bir hoş sada bırakarak göçmeyi nasip etsin, insanların haklı nefretini kazanmamıza sebep olacak amellerden hepimizi korusun.
Kralın ardından yazılıp çizilenlerle ilgili ilk dikkati çeken husus, kralın Osmanlı düşmanı olduğu iddiasıdır. Mekke’deki Ecyad Kalesi’nin, Türkiye’nin bütün diplomatik girişimlerine rağmen, merhum kralın devrinde yıkılarak yerine sevimsiz bir otel yapılması bu iddianın en önemli delili sayılabilir. Fakat bu iddiayı dile getirenlerin içerisinde okullarımızda Osmanlı Türkçesi’nin okutulmaması için canhıraş mücadele verenlerin önemli bir yer tutması manidardır.
Bu tavır, ülkemizde her kesimden birçok kişide gözlemlediğimiz paradoksal bir tavırdır. Arap krallarının ve elitlerinin Osmanlı‘ya karşı negatif tutumlarını eleştirirken kendimizi unutuyoruz. Osmanlı’nın mirasını, biz de hakettiği ölçüde koruyamadık maalesef. Hatta yıkılmasına, yakılmasına, zarar görmesine göz yumduğumuz, yapılış veya vakfediliş amacı dışında kullandığımız onlarca, belki de yüzlerce Osmanlı eseri var memleketimizde.
Osmanlı’yı kötülemede bizim resmi tarihimiz, Arap resmi tarihinden hiç de geri kalmamıştır. Aksi halde, “Osmanlı Türkçesi öğrenmek ister misin?“ diye sorulan on yaşlarındaki çocuğun, “Hayır, asla istemem. Sevmem ben Osmanlı’yı.“ demesini nasıl izah edebiliriz? Aynı soruyu bir Arap çocuğuna sorsanız vereceği cevap bundan farklı olmayacaktır. Bir çocuk kendisiyle iftihar etmesi gereken dedesini neden sevmez?
Osmanlı‘yı gerçek hüviyetiyle daha yeni yeni keşfediyoruz.
Müslümanların yakın tarihiyle ilgili kitapları kaleme alanlar Arabıyla Türküyle müslümanların tamamının geçmişlerini ve birbirlerini sevmesini engelleyecek masalları bize tarih diye sunmuşlardır. Çünkü o kalemlerin gerçek sahipleri kendileri için en büyük tehlikenin müslümanların tarihleriyle ve birbirleriyle barışmaları olduğunun farkındadır.
Hacca gittiğimde beni en çok üzen şey bazı din görevlisi arkadaşların, hatta irşad ekibindeki bazı ilahiyatçıların bile hacıların zihinlerindeki Arap antipatisini tahkim edecek bir dil kullanmalarıydı. 2. Abdülhamit tarafından yaptırılmış Medine Tren İstasyonu’nun hemen karşısında bulunan ve yine bir Osmanlı eseri olan Amberiye Camii’nin avlusunda ayakkabı boyacılığı yapan bir vatandaşımızın bana söyledikleri bu hatalı dilin birkaç arkadaşımızla sınırlı olmadığını gösteriyor. “Hocam keşke herkes senin gibi anlatsa. Arapların kötülendiği çok konuşma dinledim ben burada.“ demişti Gaziantep’li o vatandaşımız. Arap kabileler arasındaki kan davalarına son veren ve “Bütün kan davaları kaldırılmıştır.“ buyuran Hz. Muhammed’in (as) yattığı bir şehirde bu nasıl yapılabilir?
Bugün sıradan bir Türk’e Arapların Osmanlı’yı arkadan vurmadığını, birinci dünya harbinde bir çok cephede birlikte savaştıklarını, Çanakkale’de yatan şehitlerin üçte birinin Arap olduğunu, Osmanlı’ya karşı Arap isyanının Şerif Hüseyin ve adamlarıyla sınırlı olduğunu; bir Arab’a da Osmanlı‘nın kendilerini asırlarca sömürmediğini, kendilerine sadece hizmet ettiğini anlatmanız çok zordur.
Kral öldü. Darısı İslam ümmetinin tek vücut olmasını engelleyen bünyemizdeki tüm hastalıklı anlayışların başına.
Selam ve dua ile…

SUUD KRALI’NIN ÖLÜMÜ” için bir yorum

  • 30 Ocak 2015 tarihinde, saat 11:53
    Permalink

    Hocam Allah razı olsun güzel bir yaklaşım

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir